20 Nisan 2012 Cuma

Sahi ben senin elini neden tutmadım?

-Sırbistan'da yaşadıklarını düşündüğüm bir ailenin fotoğraf albümünden 2.5.1962 tarihli bir fotoğraf-
Yakınlaştırırsanız yüz ifadelerinin güzelliğine hayret edebilirsiniz.
Çok güzelsiniz.
Rüzgar seni biraz daha uzaklara götürüyordu o gün.Sonra o gün, seni, Ankara' ya geldiğin zamanlarda kaldığın eve bıraktım.İki sokağın birleşimiyken iki kalbin ayrılışıydı o sokak.Her gün otobüse binmek için geçtiğim yerdi.
Anlamsız bir sokak parçası.Sıradan ve her sokak gibi binalı.
Binaları odalı.Odaları kırık dökük boyalı.
Sen geldikten sonra anlamlandı.Bu sefer kalpleri odalandı.Kırılmadı veya dökülmedi.Daha çok sana boyandı.
Geçtim o sokaktan senden sonra, senden ayrıldıktan sonra belki altmış kere,belki de yüz.İçim ise sonsuz kere geçti oradan.Tekrar ve tekrar seni bıraktı,bırakmak istemedi; ama bıraktı.
Sen uykusuzdun ve tek gecemiz vardı.
İçimdeki Cemal Süreya çıkıp,''Yoksuluz gecelerimiz çok kısa/Dörtnala sevişmek lazım.'' demek istedi.Diyemedi.Gecelerimiz o kadar kısaydı ki boyundan utandı.
Sevmediğin halde bira içtin.Yoruldun.Ben seni orada bıraktım.Seni bırakırken kendimi de bıraktım.O yol birleşiminde yollarımız ayrıldı bizim.-İroniler kraliçesiyim unutma.-

Bir fotoğraf buldum bir ağıt gibi Lorca'dan.Bir adam,bıyıklı.Siyah beyaz.Hesapsız ve kitapsız.Çirkin.Kırlaşmış.Kırlaşırken dağılmış.
Düşürmüşler adamı.Belki de adam çoktan düşmüş kendinden.Yok, yok kendini çoktan bırakmış olmalı gökten.Salıncaklar yetmiyor bazen, düşüyoruz Edip.
Düşüyoruz hayattan.

Ellerin vardı.Ustaca çizilmiş ellerin.İlk çağ heykelleri gibi güçlü ve şekilli.Bir keresinde bir filmini başa sarıp sarıp izledim.İki kere,üç kere,dört:belki beş.
Matematiğim iyi değil, anlayış göster.O gün orada sınıfta kaldım.Geçemedim 'sen'den.

Bir gün ellerinle tanıştım.Teoriden pratiğe geçiş çok acılı bir süreçti.ANLA.
Uygulanamadın.Uygulayamadım.
Kaşıdan karşıya geçiyorduk.Kendimi dışavuruyordum.Biraz  Egon Schiele' dim. Bizi çizdim.
Bir sanat eseriydik artık.Her sanat eseri gibi biraz da estetik.
Ziya Gökalp'in üzerinden geçtik,çiğnedik o'nu. Sonra Karanfil'e doğru seyirttik.Yeni açmıştık.Vazgeçtik toplanmaktan.Biz yerçekimsizdik.Edip'inkiler gibi değil.Ted Hughes ve Sylvia Plath gibi nergislerimizi toplayarak, bitirmedik kendimizi.Bıraktık öylece.Açtık ve açtık ve açtık.
Gülümsedik toprağa.
Atatürk'e ulaştık sonra, Ankara'da, içimizde büyük bir devrim yaptık.
Sen ve ben devrimi.
Karşı çıkanlar oldu tabii, bazı gericiler.Senciler,benciler, biraz da dinciler...
Vardık bir yere.
Varmadan önce karşıdan karşıya geçiyorduk.Trafik vardı.
Zordu hayat.
Hatırlıyor musun?
Sen bana elini uzattın.Uzattın.
UZATTIN.
Çok güçlüydü ellerin.Bir Lenin heykeli gibi duruyordu.Dimdik ve kararlı.Sovyetler zamanı.
Göklerde bir kuş.Tutmadım.TUTMADIM.
Sonra o el yavaş yavaş ölmeye başladı.Önce biraz sarardı.Soldu.Ve yere düştü.
Ezdiler o'nu.Ezdim seni.
Bir Lenin heykeli gibi Rusya'nın geniş bulvarlarından kaldırıldı.Yıkıldı.

Çöktü(m) birlik.
Yıkıldı(m) devlet.

Ben senin elini tutmadım.
-Oysa ;
'' Gel ellerini ver en güzel ellerini öyle
ruhum ateş yüreğim, kokum birlikte öyle''

Ben senin elini tutmadım.
BEN SENİN ELİNİ TUTMADIM.

Sahi ben senin elini neden tutmadım?

14 Mart 2012
(S)an'a.    -şarkı-
* Sondaki pembe ve tırnaklı kısım Turgut Uyar'ın 'Tomris Uyar için bir şiir kurma çalışma' sından alıntıdır.

18 Nisan 2012 Çarşamba

Yalnızlığın her zamanki ikindisi

-Oburluğumun kanıtı olarak tarihe geçsin lütfen-
Akyarlar,Bodrum /1991
Kendim'e,

''İnsan iki kişi olmalı, değil mi
En azından iki kişi
Sen yalnızsın
Yalnızlığın her zamanki ikindisi.''

Cemal'in İç Konuşmaları-Edip Cansever

1 Nisan 2012 Pazar

Salvador Dali'riyorum.

Merhabayın,
Bugün uzun bir aradan sonra bavullarımı kapıp, geldim.
Terminalde biraz özlem giderelim, geçen haftalar içerisinde neler yaptığımdan ya da neler yapmadığımdan, gelecek haftalar içerisinde neler yapacağımdan veya yapmayacağımdan bahsedelim istedim.Özlediğinizde tekrar gelebilirim.
Özlemek yarı ölüm gibi.
Öldürmeyelim birbirimizi.
10. ''The Love Language'' ve Bon Iver'dan ''For Emma''
Fotoğrafta gördüğünüz canım ciğerim, benim gibi filoloji okuyan-gelecekte o'nu yazar olarak görebilme olasılığımız yüksek-,Scott Fitzgerald aşığı Megan'cığımın bir dergide yazdığı bir makale sonucunda geçen hafta ''The Love Language'' ve pek çok iyi grupla tanıştım.Öyle açmışım ki The Love Language'ı iki saatte tükettim.Diğer önerilerinden, önceden de pek bir sevdiğim Bon Iver'cığımın gözümden kaçan şarkısı ''For Emma'' içimdeki yolculuk arzusunu ateşleyerek geceleri uykularımı kaçırmaya,sonra da fidye istemeye başladı.Parayı veremedim tabii.Onun yerine kendime Pasiflora vererek, durumu düzeltmeye çalışıyorum.Eurovisionvari bir-Thank you, Megan-diyerek kapatalım.
The Love Language için; buradan ve buradan.
For Emma için; buradan.
-ben de gidip bir Pasiflora içeyim.Sevgiler.-

9.Ankara Film Festivali ve ''Ali Ata Bak''
Geçtiğimiz haftalarda, hayatım Woody Allen'ın bir ''Midnight In Paris''ine,efendime söyleyeyim ''Annie Hall''ına döndüğü için festivale gitme nedenlerim yeni filmler görme isteğinden ziyade daha çok bir filmi görmeye yönelikti.-O film içimde kalsın.-Yıllardır içimde büyüttüğüm entelektüel kişiliğimi bir yana atıp liseli yüzeysel kız hallerine dönerek,-tersine bir evrim geçirmem de tarihe geçebilir.- özenle seçtiğim filmleri izledim.Gittiğim filmlerin büyük bir kısmını kısa filmler oluşturmaktaydı.Burada özellikle bir filmden bahsetmek istiyorum.
* Orhan İnce'nin yazıp yönettiği,Türkiye'deki ezberci eğitimin trajikomik boyutlarını gözler önüne seren,özellikle Kürt çocuklarının eğitimde yaşadıkları sıkıntıları da dile getiren-kendisi de bu sorunları yaşamış- bol ödüllü bir vicdan filmi ''Ali Ata Bak'', kesinlikle görülmeye ve üzerine konuşulmaya değer bir film-ki izlerken bana,doğallığıyla ve gerçekliğiyle, Mohsen Makhmalbaf'ın çok sevdiğim 'Aleph Bay-e Afghan' adlı filmini anımsatarak kalbimi kazandı.-Kesinlikle izleyin.

8.Estetik ve Sanat Felsefesi, Seksizm ve Tatlısu Entelektüelliği
Tipinin İskender Pala'dan bozma, entelektüel birikiminin Uganda'daki çorak bir arazi kadar kuru ve yüzeyselliğinin Everest'in tepelerine dayandığı sevgili Estetik Felsefesi hocamın geçen hafta,-iki ay boyunca katıldığım iki dersten ikincisinde-:
-''İşlevsel olan her şey güzeldir.Eğer bir şeyi kullanamıyorsak,ondan yararlanamıyorsak;o şey güzel değildir.''
-''Sanat, sanat için değildir.'' -ki burada sanat eserlerinin çoğunu reddetmiş oluyor.-
-''İşlevsel olan her şey güzel olduğuna göre,işlevsel kadın güzeldir.Kadın ne kadar doğurursa o kadar güzelleşir.Doğuran kadın güzeldir.''
-demesi üzerine,iki ay boyunca bu derse sadece iki kere girdiğim için kendimi kutladım.-Fazla bile gitmişim- Artık hiç gitmiyorum.Kendi çapımda protesto ediyorum.Yıl sonunda hocanın yanına gidip;
+''Pardon, Erdoğan'la bir akrabalığınız mı var? ''Üç çocuk yapma'' fikrini birlikte aldığınızı düşünüyorum da.Sevgiler.'' diyeceğim.

Hadi, güzel olmak için kendimizi kullandırıp,doğuralım,doğuralım,doğuralım ve yine doğuralım (!).
Belki güzelleşiriz.Ne dersiniz?

7.Bıyıklarında dinazor gezdiren adam:Salvador Dali
Sürrealizmin kaytan bıyıklısı, Buñuel'in kankası,birlikte çektikleri ''Un Chien Andalou''adlı film için,
-''Bu filmle ne anlatmak istediniz?'' diye sorulduğunda,
+''Vallahi biz de bilmiyoruz.'' gibi bir cevap veren Salvador'cuğum Dali, Ankara'nın kasvetli ve gri havasını renklendirmeye geldi.
-Woody Allen'ın 'Midnight In Paris' filminde Salvador Dali ve Bunuel'in, Gil'e akıl verdiği sahneye, özellikle Bunuel'in verdiği tepkiye hala gülüyorum.Woody'ciğim de olmasa beni kim güldürecek?-
Sergi, Dali'nin 'İlahi Komedya','Sürrealizm İzleri','Gala ile Akşam Yemeği' adlı üç ayrı başlıktaki eserlerini kapsıyor.
-“Yemeklerin tümüne muazzam estetik ve ahlaki değerler ithaf ederim…
Özellikle de ıspanağa.”

diyerek benim gibi obur ve yanaktan oluşan bir insana hitap etmesini çok iyi biliyor.
Sergi, 23 Mart-20 Mayıs 2012 tarihleri arasında Cer Modern'de bizim gibi sürreal düşleri olanları bekliyor olacak.-Vizelerim bitince koşa koşa kaytan bıyıklımı görmeye gideceğim.Siz de gidin.Kaçırmayın.-
Sergi hakkında detaylı bilgi almak için; buradan.

6.Modern Hayatta Virginia Woolf Olmak
-Tezim sensin kadın.-
Bu yıl çok güzel şeyler oldu.Bu üç ay içerisindeki bir günün dört saati bile on yılı doldurabilecek kadar güzeldi.Hayatında istediğin iki üç şeyden birinin,saçma bir günün saçma bir sabahında, angarya olarak kalktığın ve özenmeden sürdüğün kırmızı rujundaki bıkkınlıkla birleşerek, toplumsal bir zehirlenmeye yol açtığı sıradan bir günde olması, Tanrı'nın ironisever bir sanatçı olduğunu düşünmene neden oldu.Zorla yaptığın şeyler topluluğu bitti.Sen sıkıntılıydın.
Sonra bir afiş gördün ve hayatın değişti.
Sonra beş saat geçti ve hayatın daha çok değişti.İnanamadın.
Çünkü kendi halinde yaşadığın küçücük hayatında kendini istemediğin şeylerle tatmin etmeye koşullandırılmıştın.Şaşırdın.Hayatında ilk defa tatmin olamadın.Daha fazla istedin.Altmış dakikaları yüz seksene tamamlamak istedin.Açılara yaptığın gibi.Ama dakikalar açılar kadar esnek değillerdi.Ruhları katolikti onların.Yapamadın.
Uçup gittiler.Onlar giderken, sen bittin.
Ertesi gün hayatın değişti.
Üzüldün biraz.
Çünkü çok istediğin bir şeyi aniden bulunca,aniden kaybetmeyi göze alamıyordun.
Oldu.Kaybettin.
Belki de olmadı.Kaybetmedin.

Seni hep hüzüne bulanmış kadınlara benzetiyorlardı.Ya sen? Sen kimsin?
-Bana hep şunu-intihar etmiş herhangi bir yazar,şair,Virginia Woolf, Sylvia Plath,Nilgün Marmara,Tezer Özlü-etmedi-ve dahası-hatırlatıyorsun.

Ama en önemlisi sen, bana beni hatırlatıyorsun.
Ve ben kendimi unutmak istemiyorum.
Cemal Süreya olsaydı benim için şöyle diyebilirdi:
''fazla hüzünden öld...neyse.
Bu kadar.
 -dinleyelim-
-Maddelerin devamı daha sonra gelecek.-

Sevgiler.

16 Şubat 2012 Perşembe

İyi ki doğdum (mu)(?)

-yandaki fotoğrafa bakarsanız kim olduğumu anlayabilirsiniz.-
-Kuzenimi görmezden geliniz. -
Akyarlar,Bodrum-1994

Susuyorum.