![]() |
| -Sırbistan'da yaşadıklarını düşündüğüm bir ailenin fotoğraf albümünden 2.5.1962 tarihli bir fotoğraf- Yakınlaştırırsanız yüz ifadelerinin güzelliğine hayret edebilirsiniz. Çok güzelsiniz. |
Anlamsız bir sokak parçası.Sıradan ve her sokak gibi binalı.
Binaları odalı.Odaları kırık dökük boyalı.
Sen geldikten sonra anlamlandı.Bu sefer kalpleri odalandı.Kırılmadı veya dökülmedi.Daha çok sana boyandı.
Geçtim o sokaktan senden sonra, senden ayrıldıktan sonra belki altmış kere,belki de yüz.İçim ise sonsuz kere geçti oradan.Tekrar ve tekrar seni bıraktı,bırakmak istemedi; ama bıraktı.
Sen uykusuzdun ve tek gecemiz vardı.
İçimdeki Cemal Süreya çıkıp,''Yoksuluz gecelerimiz çok kısa/Dörtnala sevişmek lazım.'' demek istedi.Diyemedi.Gecelerimiz o kadar kısaydı ki boyundan utandı.
Sevmediğin halde bira içtin.Yoruldun.Ben seni orada bıraktım.Seni bırakırken kendimi de bıraktım.O yol birleşiminde yollarımız ayrıldı bizim.-İroniler kraliçesiyim unutma.-
Bir fotoğraf buldum bir ağıt gibi Lorca'dan.Bir adam,bıyıklı.Siyah beyaz.Hesapsız ve kitapsız.Çirkin.Kırlaşmış.Kırlaşırken dağılmış.
Düşürmüşler adamı.Belki de adam çoktan düşmüş kendinden.Yok, yok kendini çoktan bırakmış olmalı gökten.Salıncaklar yetmiyor bazen, düşüyoruz Edip.
Düşüyoruz hayattan.
Ellerin vardı.Ustaca çizilmiş ellerin.İlk çağ heykelleri gibi güçlü ve şekilli.Bir keresinde bir filmini başa sarıp sarıp izledim.İki kere,üç kere,dört:belki beş.
Matematiğim iyi değil, anlayış göster.O gün orada sınıfta kaldım.Geçemedim 'sen'den.
Bir gün ellerinle tanıştım.Teoriden pratiğe geçiş çok acılı bir süreçti.ANLA.
Uygulanamadın.Uygulayamadım.
Kaşıdan karşıya geçiyorduk.Kendimi dışavuruyordum.Biraz Egon Schiele' dim. Bizi çizdim.
Bir sanat eseriydik artık.Her sanat eseri gibi biraz da estetik.
Ziya Gökalp'in üzerinden geçtik,çiğnedik o'nu. Sonra Karanfil'e doğru seyirttik.Yeni açmıştık.Vazgeçtik toplanmaktan.Biz yerçekimsizdik.Edip'inkiler gibi değil.Ted Hughes ve Sylvia Plath gibi nergislerimizi toplayarak, bitirmedik kendimizi.Bıraktık öylece.Açtık ve açtık ve açtık.
Gülümsedik toprağa.
Atatürk'e ulaştık sonra, Ankara'da, içimizde büyük bir devrim yaptık.
Sen ve ben devrimi.
Karşı çıkanlar oldu tabii, bazı gericiler.Senciler,benciler, biraz da dinciler...
Vardık bir yere.
Varmadan önce karşıdan karşıya geçiyorduk.Trafik vardı.
Zordu hayat.
Hatırlıyor musun?
Sen bana elini uzattın.Uzattın.
UZATTIN.
Çok güçlüydü ellerin.Bir Lenin heykeli gibi duruyordu.Dimdik ve kararlı.Sovyetler zamanı.
Göklerde bir kuş.Tutmadım.TUTMADIM.
Sonra o el yavaş yavaş ölmeye başladı.Önce biraz sarardı.Soldu.Ve yere düştü.
Ezdiler o'nu.Ezdim seni.
Bir Lenin heykeli gibi Rusya'nın geniş bulvarlarından kaldırıldı.Yıkıldı.
Çöktü(m) birlik.
Yıkıldı(m) devlet.
Ben senin elini tutmadım.
-Oysa ;
'' Gel ellerini ver en güzel ellerini öyle
ruhum ateş yüreğim, kokum birlikte öyle''
Ben senin elini tutmadım.
BEN SENİN ELİNİ TUTMADIM.
Sahi ben senin elini neden tutmadım?
14 Mart 2012
(S)an'a. -şarkı-
* Sondaki pembe ve tırnaklı kısım Turgut Uyar'ın 'Tomris Uyar için bir şiir kurma çalışma' sından alıntıdır.





p.jpg)
